Google+ Followers

19 Haziran 2014 Perşembe

SEÇMEDİĞİMİZ HAYATLARI YAŞIYORUZ...


Günlerdir içimde bir hüzün vardı, nedensiz bir iç sıkıntısı olur hani işte öyle... Sonra uzun zaman sonra çok sevdiğim ve belki öz ablam olsa bundan daha farklı sevemeyeceğim O insanla konuştum. İç sıkıntımın nedenini anlamak O'nun gözlerine baktığımda hiç de zor olmadı. Aynı huyları taşıyoruz kim bilir belki de bu yüzden çoğu kez aynı şeyleri yaşıyor, hissediyoruz.

O...Her zaman gülmenin en çok yakıştığı insanlardan biri. O sarı saçlarının her bir telinde ne hüzünler taşır da asla anlayamazsınız. Hüznünü söylediği şarkılarda, aralardaki titreyen sesinde saklar. Anılarını hiçbir zaman savurup atamaz belki de bu yüzdendir her zaman biraz buruk bir yürekle bakar gözleri... Bedeni, elleri inceciktir ama bir o kadar büyük ve sınırsızdır sevgisi... Bugün hayatının ikinci sonunu yaşayacak dakikalar sonra. Ne umutlarla başladığı o hayat bugün iki imzayla son bulacak. Aylardır içine kapanıklığı, kısa cümleleri, hüzünlü ve dokunsanız hemen şimdi ağlayacak gibi bakan gözleri bugün nihayete erecek.

Yazının başlığı aslında O'na ait. Okuduğu bir yazıya böyle bir başlık uygun görmüş. O yazıyı benimle paylaştı ve ben de şimdi sizinle paylaşıyorum.

SEÇMEDİĞİMİZ HAYATLARI YAŞIYORUZ

Seninle ilgisi olmayan davranışların, seni yok eden çelişkilerin, sorguların ortasında kalırsın. Aklının hiçbir cümlesinin kalbine söz geçiremediği zamanlarda, elinde tutabileceğin her bahaneye öylece sığınırsın. İnsan iki durumda benzer kaoslara düşer aslında: Birincisi kör kütük aşık olduğunda, ikincisi ayrılık acısı yaşadığında. Aşk dediğin, hayata benzer yani… Doğarken ne acı çektiğini bilmediğin gibi ölürsün, aşkın biterken başladığın kadar körsün… Hayat senin ummadığın planların kitabıdır. Kendi başına hareket ettiğini sanırsın, yanılırsın. O yüzden çok zorlamamak lazım gelmeyenle, olmayanı. Kalbin ne derse desin, senin için iyi olan gelecek başına. Ne ayrılık senin seçimin aslında, ne o bir çift gözle karşılaştığın an. Her şeyin sana ait olduğu kadar hiç senin olmayan bir düzenden ibaret olduğu şu yaşamda, senin müdahale edebileceğin yer bile sınırlı aslında. Değişiyor evet, iyi düşününce, olumlu bakınca değişiyor mutlaka ama asıl soru, sen öyle bakmadığında ne olduğu? Hayat dediğin şeyi çok büyütme kafanda, kendini de, sevdiğin kişiyi de… O gözlerine bakarken içinin erdiği, gün gelir, el olur inanmazsın ama. Hayat bizim istediğimiz gibi yürümüyor. O yüzden bırak her şeyi bir kenara ve kalbine bak. Çok sev, sevebildiğin kadar çok ama yalnız kendin için sev birini. Bitenlere, gidenlere, yitirdiklerine çok ağlama. Her şeyin vakti çizili bu hayatta ve her şey aslında senin iyiliğin için unutma; acı da bazen daha beterinden korur insanı, sen farkına varmasan da…
Candan Ünal

Dualarım ve bildiğim tüm iyi dileklerim bugün seninle ablam... Hayat her zaman gülmeyebiliyor bazen ama biliyorum ki bir gün bir yerlerde bekleyen mutlu hayatlar var yaşamaya dair. Sevgi biter mi? Bitmez elbet bitemez, sadece şekil değiştirir, başka bir biçim alır ama hep devam eder. Edecek, etmeli yoksa nasıl yaşar insan. Ben biliyorum ki o birer erik tanesi gözlerin yine eskisi gibi ışıl ışıl bakacak. Sesin odadan koridora yine neşeyle yankılanacak. Kahvelerimiz dolup boşalacak... Hayat yine ve bu kez daha güzel akıp gitmeye devam edecek. Yaşanılanlar sadece tecrübe adına birer anı olarak belleklerimizde kalacak ve zamanla silikleşecek. Ne zaman puslanacak ve o yüzler ne zaman seçilmez olacak işte o gün hayat yeniden başlayacak. Seni çok seviyorum...

22 Mayıs 2014 Perşembe

ELİF'İN MUTFAĞINDAN...

Bloğuma ilk yazmaya başladığımda yemek tariflerine ya da mutfakla ilgili bir köşeye yer verip vermeyeceğimi hiç planlamamıştım. Ama eski postlarıma da bir göz atınca bir kaç kez paylaştığımı fark ettim ve bundan sonra mutfakla ilgili de postlar yazmaya karar verdim. Bu post da bu karardan sonra mutfak alanında ki ilk postum olsun...

Dün akşam çok sevdiğim dostlarımla bir aradaydık. Elif bizi yemeğe davet etti ve gerçekten harika şeyler hazırlamış. 18 haftalık hamile, üstelik bir okulda görev yapıyor bir yandan kpss için hazırlanıyor, dershaneye gidiyor ve tüm bu temponun içinde bize harikalar yaratmış.  
Siyah - beyaz şekilde döşenmiş bir salona ben bu masayı çok yakıştırdım. Salonla bir bütün halinde olunca insanın daha çok iştahı kabarıyor.


























Masada neler mi vardı?  

* İslim kebabı
*Peynirli Börek
*Pancar dolması
*Kırçan Kavurması (Kırçan bizim buralarda çokça olan ve dallardan toplanan bir ottur ve gerçekten çok lezzetlidir. )














Kapanış olarak da Tramisu vardı. Tabi tüm bu lezzetli yemeklerin yanında Elif'in güler yüzü ve tatlı sohbeti vardı. 

Blogger Notu:  Bize mutfağını açıp bizi bu lezzetli yemeklerle ağırladığın için sana sonsuz teşekkür ederim arkadaşım. Bebişini kucağına sağ salim alman ve eşinle bebişinle uzun mutlu bir ömür yaşaman dileğimle... 














  
Oğlumsuz olmazdı... :)

Sevgiyle...

7 Mayıs 2014 Çarşamba

ŞOK ŞOK ŞOK...

Canım kardeşim hamileliğin 20. haftasında. Doktorumuz son üç kontrolümüzde bize bir prens geleceğini müjdelemişti. Hazırlıkları bu doğrultuda yaptık. Mavi zıbınlar aldık, mavi pijama takımları aldık, mavi çoraplar aldık... Ancak 6 Mayıs'ta Doppler Ultrason randevumuz vardı kardeşim ve annem tabi eşi bir heyecan gittiler ve o da ne!!! Prensimiz aslında bir Prensesmiş... Şoktan henüz hala çıkmış değiliz ancak tabi ki kız veya erkek yeter ki sağlıklı olsunlar diyoruz. Bu tarz şeyleri çevremde sıkça duyardım ancak bir yakınımın hatta en yakınımın başına geleceği hiç aklıma gelmezdi. Kardeşim erkek olduğunu hissediyorum diyor ama dopplerin pek yanıldığını düşünmüyorum. Hayırlısı olsun diyor ve o büyük günü daha bir sabırsızlıkla bekliyorum şimdi...

ÇINAR'IN 23 NİSAN ÇIKARTMASI...

Böyle magazin başlığı gibi oldu biraz ama gerçekten de öyleydi. Canım oğlum doya doya bir 23 Nisan yaşadı. Benim için de iyi oldu dedemi kaybettikten sonra babam biraz moral olsun diye düşünmüştü bu etkinliği ve gerçekten de iyi geldi.

Hiçbir şekilde yabancılık çekmemesi gibi dilediğince gezdi, oynadı, zıpladı... En komiği de herkes ayakta İstiklal Marşını okurken benim oğlum İstiklal Marşının melodisine ayak uydurarak oynuyordu. Daha sonra çalan tüm müziklere kendince oyunlar geliştirerek eşlik etti. Hiçbir şekilde kısıtlamadım, sınırlandırmadım. Çünkü gün onun günüydü ve bir günlüğüne kuralları es geçebilirdik. Böyle yerlere giderken çocukla konuşulması, gidilen yerle ilgili mutlaka ona bilgi verilmesi gerektiğini çok yerde okumuştum ben de uygulayayım dedim ve yol boyunca Çınar'a "anneciğim gideceğimiz yer çok kalabalık bu seni korkutmasın, deden ve ben yanında olacağız, bizim yanımızdan ayrılma ve asla sözümüzden çıkma olur mu? " dedim ve o "tamam" dercesine her bir söylediğime başını salladı. Gerçekten de haklıymış pedegoglar beni asla üzmedi, korkmadı ve sözümüzden hiç çıkmadı. Hem kendi mutlu oldu hem de bizi mutlu etti...

Sevgiyle...


RAHMETLER ÜZERİNE YAĞSIN DEDEM...

Neredeyse 1 ayı aşkın bir süredir buralara yazamadım. Bu süreçte çokça şeyler yaşadım hepsini özetle buraya aktaracağım inşallah.

Bu fotoyu daha önce 22 Mart 2013 tarihli postumda görmüş olmalısınız. O zaman canım dedem ne kadar iyiydi gün geçtikçe kötüledi Alzheimer hastasıydı gün güne daha da kötüledi ve vücudunda kan kaçağı olduğu anlaşıldı. Yemek yiyemez olmaya başladı yataktan hiç çıkmıyordu. Bir buçuk ay yoğun bakımda yattı artık mamayla beslenmeye başladı eve çıkmadan önce sol tarafından bir delik açılıp maması oradan verilecekti ancak delik açılırken endoskobi sırasında 12 parmak bağırsağı ve mide arasında bir kitleye rastlandı. Kitlenin kanser olduğu ortaya çıktı ve kanser hücresi 1 hafta içinde kanama yapınca cerrahi müdahele gerekti. Bundan da 1 hafta sonra yani 18 Nisan 2014 tarihinde canımın parçası dedemi kaybettik. Bu acı günü üzerimden atmak, yokluğuna alışmaya çalışmak zor olsa da hayat devam etti bir şekilde.

26 Mart 2014 Çarşamba

ANILARA NE ZAMAN İHTİYAÇ DUYMAYIZ Kİ...


              Uzun bir süre sonra e-postalarıma bakayım dedim. Gezinirken içlerinde bir mail dikkatim çekti ve açıp inceledim. Sevgili Zeliha Baran ile bu sayede tanıştım. Kendisi anne-bebek(çocuk) videoları hazırlıyor ve bunu gerçekten profesyonel bir şekilde yapıyor. Bunu, videolarını izlediğinizde anlayabiliyorsunuz.

             Sonra düşündüm, hangimiz anılara ihtiyaç duymayız ki... Çocuğumuz büyüdüğünde ve kocaman bir genç kız/delikanlı olduğunda onun bu küçük halleri, ses tonu, zıpırlığını izlemek istemez miyiz? Biz elbet hiçbir anını unutmayız ancak onların kendilerini izlemeye ve ne kadar keyifli bir çocukluk/bebeklik geçirdiklerini görmeye ihtiyaçları olacak. Benim zaman zaman olmuştur. Keşke benim çocukluğumda da böyle imkanlar olsaymış ve ben de bugün oturup zaman zaman izleyebilseymişim. Mesela en çok sesimi merak ediyorum. Nasıl "anne-baba" derdim, nasıl koşar,yürür,güler ağlardım. İşte bunların hepsini fotoğraflarla ölümsüzleştirsek bile hareketlere de ihtiyacımız var. Üstelik günümüz teknolojisinde artık bu mümkünken.

             Ben lafı çok uzatmayayım buradaki linkten örnek bir video izleyebilirsiniz. :https://vimeo.com/89120659

Eğer kendisine ulaşmak istiyorsanız;


24 Mart 2014 Pazartesi

ANNELİK SINAVIM :(

  Bu zamana kadar annelik adına yaptığım her şey bir öğrencilikmiş. Bu süreçte önümde daha çok öğreneceğim ve uygulamaya geçireceğim neler varmış neler. Ben anneliği öğrendim derken, benim öğrendiğim kocaman bir ummanda meğer sadece kaşığa gelen kadarmış. 19 aylık öğrenciliğimin sınavını verdim geçtiğimiz haftalarda. Öyle bir sınavdı ki benim için Allah'ım bir daha asla böyle bir sınavla sınamasın hiçbir anne yüreğini.

  13 Mart 2014 Perşembe günü ben ofisimdeyken annem aradı "Seda Çınar'ın ateşi var sanırım ama ateş ölçerle ölçmeyi başaramadım" diye. Annem hafif bir şey olsa beni asla aramaz belli ki mühim çıkmama 15 dakika vardı  hemen çıktım eve geldiğimde ölçtüm ki ateş 38.7. Elim ayağıma dolaştı Çınar annemin kucağında yarı baygın. Annem tüm kıyafetlerini çıkarmış sadece zıbını üzrerinde. Hemen bir ölçek Dolven verip ılık duş aldırdık. Nihayat eteşini 37 ye kadar düşürdük ki bu benim için hiç yeterli değildi çünkü oğlumun normal vücut ateşi 36.4 olur her zaman. O gece hiç uyumadım ki oğlum zaten 1 haftadır doğru dürüst uyuyamıyordu. Sık sık uyanıyor ve ağlıyordu. Cuma sabahı hemen doktora götürdük daha önceki yazımda bahsettiğim ilk doktoruna. Doktor muayenesini yaptı ve boğaz enfeksiyonu dedi bir antibiyotik daha verdi ve evimize geldik. Ben tekrar işime döndüm. Akşam iş çıkışı eve geldiğimde Çınar dedesinin kucağında oturuyor şen kahkahalar atıyordu ki birden öğürmeyle karışık öksürmeye başladı. Ben tam su verecekken öyle bir kustu ki burnundan dahi geldi. Sonrasında sürekli ve sık sık öğürüyor ama kusamıyordu. Hemen doktoru aradım acile götürmemi söyledi. Tam kapıdan çıkıyorken oğlum kucağımda bayıldı sanki havele geçiriyor olduğundan korktum çünkü kusmasıyla birlikte ateşi yükseldi. Acile vardığımızda hemen sıra geldi ve muayene eden doktor röntgen istedi. Sonuç bağırsaklarında aşırı miktarda gaz olduğuydu. Bir fitil verdi Emedor adında. Eve geldik fitili attık biraz rahatladı. Ama o gece yine uyumadık ve 4 kez daha kustuk. Cumartesi Doktordan randevu almak için aradım dolu olduğunu söyledi ki bir gün önce Çınarın durumunu bildirmeme rağmen. "Ben burada birşey yapamam acilde serum taksın zaten yoğunum" dedi. Bu nasıl doktorluk yemini nasıl bir vicdansa inanın şok oldum. Sonsuz güvendiğim ve inandığım bir doktorun bunu yapması beni gerçekten inanç konusunda bir kez daha şüpheye düşürdü. Biz de bekleyelim kusarsa acile gideriz diye bekledik. Akşam üzeri Çınar uyurken uykusunda kustu tekrar hemen apar topar acile gittik acilde Cantürk adında bir doktor vardı ve gerçekten çok yardımcı oldu kan alındı ateşi 39 du serum takıldı ve bize çocuğun tekrar kusarsa yatması gerektiğini söyledi. O gece canım kardeşim ve eşi bizde kaldılar çünkü babamızda aynı şekikde kusma ve ateş yaşadı. Neyse ki babamız 1 günde toparladı.Pazar ve Pazartesi gününü sorunsuz atlattık.Ben tekrar iş yerinden yıllık izin aldım her şey normal gibi görünürken Pazartesi gecesi Çınarım tekrar gaz sancısı çekmeye başladı ki bu kez fitile rağmen. Yemek yemek istedi ben de bir tabak çorba içirdim ve ardından öğürmeler başladı kusamadı ama çok kötü oldu. Karnına sıcak havlu koydum, yeni doğduğunda kolikleri önlemek için içtiğim bitki çayından yapıp içirdim neyse ki bunlar bizi rahatlattı ve 3 saat kadar uyudu. Salı sabahı hemen Samsun Büyük Anadolu Hastanesi Pediatri uzmanı Dr. Filiz GEBEŞOĞLU' na gittik. Muayenede Çınarın karnındaki gazı hemen farketti ve şikayetlerimizi anlatırken beyaz kaka Doktoru rahatsız etti. Hastalığı Rota Virüsü ' ne benzettiğini bir ihtimal daha olduğunu onu da testlerden sonra konuşacağımızı şimdi hemen yatış işlemlerini başlatmamızı söyledi. Allahım o an eşimle nasıl ikiye bölündük eşim hemen yatış işlemleri için gitti ben de röntgen odasına indim ama elim ayağım tutmuyordu ağlamaktan içim dışıma çıktı. Eşim geldi hemen röntgeni çektirdik ve odamıza gittik.
Bir annenin en kötü günü sanırım en çaresiz olduğu andır ve ben ne yapacağımı bilmez bir halde boş boş bakıyordum etrafa. Sakinleştirmek zorunda olduğum bir çocuğum ve sakinleştirmek zorunda olduğum çaresiz yüreğim vardı. Çınarım serumu takılırken ağlıyor ve ben hiçbir şey yapamıyordum. Neden hastanede yatıyoruz, doktor neyden şüphelendi, rota virüsü ne tüm bunlar kafamda dolanırken hemşire geldi ve 4 tüp kan aldı. Ardından idrar tahlili için poşet, kaka tahlili için kutu verdi. Eşim hemen evimize gitti eşya almak için. Tek başımaydım. Serum Çınar'ı biraz yordu. Odaya geçmeden önce de yemek yemişti o da yine gazlanmasına neden oldu. Kalp ve bağırsak ultrasonu için aşağı inmem söylendi. Bağırsak ultrasonunda çok ağladı bu virüs bağırsağın tüm işlevini alt üst edip bağırsağı gazdan kitliyormuş, hiçbir organı görünmedi gazdan. Ardından kalp ultrasonu biz artık harap bir halde odamıza döndük. Kimse birşey demiyordu. Tekrar odaya geldiler ve bir tüp kan daha alındı. Ardından babamız, teyzemiz, eniştemiz,babaannemiz,dayımız, Dedemiz, Eda'nın eşi Emrah geldiler. Annem Bafra'daydı dedem yoğun bakımda olduğu için annem de çıktı geldi. Ben biraz güçlendim. Doktorumuz geldi muayeneye Rota virüsü olduğunu sadece yoğurt çorbası, haşlanmış patates, yoğurt gibi gıdalarla sık ve az beslemem gerektiğini söyledi. Çınar'ın kusmaması gerekiyordu. Canım dostum Nermin hemen yoğurt çorbası yaptı ve getirdi. İnsanın böyle zamanlarda dostlarının yanında olması gibi bir duygu yok. Çorbayı içer içmez Çınar yine kötüledi. Tam 2 saat süren bir kriz daha geldi oğlum resmen elimde deliriyordu ve kimseler bir şey yapamıyordu. Benden kimseye gitmiyor yatmıyor,oturmuyor sadece çıldırmış gibi ağlıyordu. Öğürüyor kusamıyor sadece ağlıyordu. Gözüm kararıyor başım dönüyordu o an biri çocuğu benden alsa yere yığılırdım. Ama güçlü olmalıydım, dik durmalıydım, oğlum için bunu yapmaya çalışmalıydım. Çınar'ı sakinleştiremeyince hemşireye haber verdik ve hemşire hemen bir şurup içirdi ardından Çınar yarım saat sonra uykuya daldı. İlk defa o gece uyudu. Sabah uyandığımızda çok daha iyiydik.
Neşeli uyandık. Serum artık bir kabus olmaktan çıktı aksine bakıp bakıp gülmeye başladı. Göz altındaki çöküklüğü görebiliyorsunuzdur. Doktorumuz geldi ve bugün eğer kusmaz ise taburcu olabileceğimizi söyledi. Akşam 4'e kadar bekledik, akşam 4'ten sonra taburcu olduk. Doktorumuzun yanına girdim ve bana neler yapmam gerektiğini söyledi. Sık ve az beslenecek, ilaçları 1 ay düzenli kullanacak, daha çok sıvı gıdalar alacak, 1 ay sonra tekrar ultrason çekilecek. Sağ böbreğinde genişlik var ona da bakılacak. Kustuğu an haberinin olmasını söyledi. Ve hastaneden ayrıldık. Şimdi evdeyiz. Ve bir ay boyunca takibimizde. Şimdilik iyiyiz. İlaçları red etmiyoruz. Yemekte biraz sorun yaşıyoruz sık yemek istiyoruz ama iştahımız açıldı az yemek istemiyoruz. Daha çok kek ve katı gıdaları istiyoruz. Hayatımın en zor günleriydi. Anneliğimin bu ilk sınavında bir hayli zorlandım, çaresiz kaldım ve çok dua ettim evladımın sağlığı için. Onsuz yapamayacağımı bir kez daha anladım. Onu ne kadar çok sevdiğimi anladım. Ağlamaktan yorgun düşmüş bünyemin nasıl hala ayakta kalabildiğine şaşırdım. Ve çocuğumu zamanında mikroplarla tanıştırmadığım için kendime çok kızdım. Doğduğundan beri emziğini sürekli yıkadım, oyuncaklarını yıkadım, bunları yapmasa mıydım. Kendimi suçladım durdum nerede neye dikkat etmedim diye. Bu hastalığın bir salgın olduğunu ve bu mikrobu taşıyan çocuklardan bulaştığını da biliyorum ama bir yerde ihmalim var diye kendimi hiç affedemiyorum. Uyumadığı gecelerde uyumak için içten içe ona kızdığım gecelerden utanıyorum.
Allah'ım kimseyi evladıyla sınamasın. Ne olur çok dikkat edin ve eğer yapabiliyorsanız mevcut tüm hastalıklar hakkında ve belirtileriyle ilgili araştırmalar yapın. Bu hastalığın ölüme yol açtığını öğrenince kanım dondu. Doktorumuzun neden bu kadar paniklediğini daha iyi anladım. Çocuğumun rengi solmuş yüzünü o delik deşik olmuş pamuk ellerini gördükçe yüreğim kanadı. Küçücük bir gülüşünde gözlerimden yaşlar döküldü.
Bu günü ömrümün sonuna kadar unutmayacağım. Biliyorum ki bu annelik yolundaki ilk sınavım. Tek duam bundan sonra ki sınavlarım daha hafif olsun. Şunu çok iyi anladım ki eğer anneysen ne kadar güçsüz olursan ol evlat bir şekilde seni güçlü tutuyor.

Ben de çok hastalıklarla büyümüşüm annem hala anlatırken gözleri dolar. Şimdi hayat yolunda söylemekten asla yorulmadan söyleyeceğim ki annemi bir kez daha iyi anladım.  Ve bu süreçte telefonla arayan, gelen tüm sevdiklerimize sonsuz teşekkürler.

Herkese kucak dolusu sevgiler...