Google+ Followers

13 Şubat 2013 Çarşamba

ÇOK ZAMAN GEÇTİ...ÇOK ZAMAN...




Uzun mu uzun bir ara verdim değil mi ? Geçtiğimiz hafta 5 gün yıllık izin kullandım ve bu iznimi Dossa'mla birlikte geçirdim. Benim için çok çok güzel bir tatil oldu. Dossa bu aralar kakasını yapamıyor 3. günün sonunda ağlama krizleri ve fitille rahatlatıyoruz. Doktor kontrolümüz için de daha 2 hafta var bu böyle olmayacak dedim o hafta cuma günü gittik doktora. Sevgili doktorumuzun Dossa'yı sevmesi bitince muayene aşamasına geçtik kabız olmadığını sadece bazı bebeklerin bu dönemlerde tutabileceğini söyledi. Kan tahlili aldı ve sonuçlar temiz çıktı. Yani benim zıpır Dossam tutuyormuş meğer kakasını. İşin en güzel yanı ek gıdaya başladık aslında doktorumuz kararsızdı biraz ancak Dossa bize yemek yemeyip yiyeceklere saldırdığı için doktorumuz zamanının geldiğini düşündü ve peynir,ıhlamur çayı ve cici bebeyle başladık ek gıdamıza. Yavaş yavaş yumurta sarısının çeyreği ardından zeytinle devam edeceğiz. Çorbalardan da sebze çorbası ve kıymalı tarhana çorbasını verdi. Doktora gitmişken çok zamandır Dossa'ya bir bebek arabası alalım diyorduk. Biraz araştırma yaptıktan sonra içime sinen bir tane buldum nihayet. Aslında Edoş beni puset almam konusunda çok uyardı haklıydı belki ama yine de içimde önlenemez bir bebek arabası sevdası yatıyormuş puset ve bebek arabası modellerine bakınca anladım ve gittim bebek arabası aldım. Araba büyük ve ağırmış gibi görünse de çok rahat ve ergonomik. Dik yokuşlar ve uzun taşlı yollardan geçtim çok yormadı beni bakalım umarım böyle devam eder. Bu arada Dossa'nın dişleri çıkmaya başladı bunu da ayrı bir post olarak hazırlayacağım. Şimdilik benden bukadar sevgiyle...






1 Şubat 2013 Cuma

Yağmur Yürekli



Bilirler gidenler, gitmelerdir insanı vuran.  Sanılır ki gidilendir acıyı omuzlarına yükleyen. Oysa giden neleri götürür yanında da kimselere diyemez. Soramaz, sorgulayamaz, sorsa cevap alamaz. Kör, karanlık, sessiz bir son yazılıdır duvarlarda. Gitmiştir ya hani, dönemez işte tam da bu sebepten. Yarin yüreğinde yağmurlar yüklense de o son yazılmıştır bir kere. Değişmez, değiştirilemez, değişse de yenilenemez. Oysa yüreğe yüklenen yağmurdan daha kötüsü, üşümektir buz gibi ellerde. Anılar kitaplığının önüne gelinir, her biri birer birer gözden geçirilir. Bir neden aranır sanki. Bir neden bulunsa her şey değişecek sanki. O neden her ne ise çıksa ortaya, sihirli değneğini sürse bir havaya yine soğuk karlı şubat  gününe gelecek tarih sanki. Ama ne o neden çıkar ortaya, ne değnek, ne de şubat... Buzlu karlar kaydırır yüreği ,Şubat'a inat...  O yar, yüreğindeki yağmurların her bir damlasına yazar nefretin her bir rengini. Bilmez nefret ettiği, giderken nelere gücendi. Nelere yüz çevirdi. Bilmek istemez, bilirse yüreğindeki yağmurlar diner. Dinerse geride yürek kalmaz. Hani kalkıp gelse yağmur yürekli, bir bahane bulsa,öylesine bir bahane, havadan sudan belki, belki tarihten, coğrafyadan, belki çoluktan çocuktan... Bir bahane işte nasıl olursa, bir bahane adı her neyse bulup gelse... Gelip sarılsa yağmur yüklü yüreğe ısıtır mı o yağmurlar o zaman. Emanet yürek yağmurlarla bir olup doğar mı yer yüzüne? Son vapur ayrılır mı limandan? Son tren yüreği çizip geçer mi? Bir bir ışıkları söner mi odaların? Kapılar gözlerini uykulara kapar mı? Yarim, yağmur yüreklim, uyanır mı?...


Sd Smz