Google+ Followers

2 Nisan 2013 Salı

222 Gün... O kadar Büyüdün mü Sen?


Zaman ne kadar hızlı geçiyor ve asla yetişemiyorsunuz. Her şey, tüm yaşadıklarım dün gibi oysa. Dossamı kucağıma verdikleri gün geçti, babamızın askerden geldiği gün geçti, evimi taşıdığım gün geçti, doğum iznimin keyfini çıkardığım günler geçti, geçti, geçti derken biz 222 günlük olmuşuz. Zamanın akan hızını en güzel  fotoğraflar gösteriyor zira Dossam nasıl fark atmış, nasıl serpilmiş... Gözlerim dolarak hesapladım günlerini...



Alt dişimizin çıktığını daha önce yazmıştım. Şimdi üstten de iki dişimiz var ve toplam 4 dişimiz oldu... Yerde sürtünmelerimiz başladı. Hiç zorlanmadan sırt üstünden yüzü koyun dönmeyi aştık, istediğimiz yöne 360 derece dönebiliyoruz. Örtünün üstünden daima döne döne çıkıp halının ya da parkenin üzerine çıkmaktan son derece keyif alıyoruz. Örtünün üzerindeki herhangi bir oyuncağa uzanamadığımız zamanlarda örtüyü çekerek istediğimiz şeyi alabiliyoruz ki ben hala bunu nasıl akıl edebildiğine şaşıyorum. Eskisi kadar kucakta dolaşmıyoruz artık. Mama sandalyemizde yemek yemeye bayılıyoruz. Öyle ki, ben ne yesem onu yemek istiyor gözü kalmasın diye tattırıyorum, bu konuda çekincelerim var doğru mu yapıyorum diye, bunu kontrolümüzde doktorumuza soracağım. Ama elimde değil ne yesem yemek istiyor. Bizimle birlikte yemek yemeye bayılıyor. İlk çayımı içmeme izin veriyor ancak kendime ikinci çayı koyduğum an mama sandelyesinden beni al diye o iki minik kollarını uzatıp çığlıklar atıyor. Sahi ikinci bardağı içeçiğimi nasıl anlıyorsun bu da ayrı bir hayret ettiğim durum.

Çoraplarımızdan nefret ediyoruz. İki ayağımızı bir birine sürterek o çarapları gün içerisinde defalarca çıkarıyoruz. Bu şekilde çıkaramadıysak ayağımızı tutup çekiyoruz. Ayhan dedemizin aldığı oyuncaklarla eskisinden daha çok oynuyoruz ancak çanta sapı, krem kutusu, kablolar, cep telefonları ve en önemlisi bilgisayar en büyük ilgi alanımız. Bunlardan herhangi birini gördüğümüz zaman değişik sesler çıkarıp onu istediğimizi net bir şekilde belli ediyoruz. Yani kendimizi yavaş yavaş ifade etmeye başladık.

Çok net bir şekilde ANNE diyebiliyoruz. Daha çok küçükken sadece ağladığımız zaman Anneye yakın bir ses çıkarıyorduk. Ama artık gayet rahat Anne diyoruz ve her durumda bunu söylüyoruz. En son 30 Mart Cuma günü Şeda Şeda Şeda dedik ki bu beni anlatılmaz derecede mutlu etti. İsmimi söylemesindeki büyük pay Babaannemizin. Benim geliş saatlerime yakın Babaannemiz "gel Seda, gel Seda" diyormuş. Hafızamız çok çabuk kapıyor. Yüretecimizi çok seviyoruz zira en çok o zaman özgürüz. İstediğimiz her şeyi çok yakından görebiliyorz ve her şeye dokunabiliyoruz. En çok da perdenin kanadıyla oynamaktan keyif alıyoruz. Bir de salondaki çamaşır makinası en büyük merakımız. Mutfaktaki renkli çöp kovasıyla uzun uzun kendi dilimizde konuşuyoruz. Ağlarken neredeyse kavga ediyoruz, söyleniyoruz. Elimizden birşey alındığında ya da istediğimiz birşey verilmediğinde sinirli bir şekilde geri cevap veriyoruz ki ben buna çok gülüyorum. Büyüdüğünde bana geri cevap verdiğinde bu kadar masum karşılayabilecek miyim ? Zorlu kabız günlerimiz geride kaldı çok şükür şimdi kaka yaptığımızda mutluluktan uçuyorum. Biri bana buna sevineceğimi söyleseydi güler geçerdim. Uykularımız biraz daha düzene girdi, emmeye devam ediyoruz çok şükür. Ama yine de geceleri 2-3 kez uyanıyoruz. Biri odadan çıktığında peşinden ağlamaya başladık, en çok da benim arkamdan ağlıyorsun ve ben korkuyorum biraz daha büyüdüğünde ben işe giderken ağlarsın diye... Dışarı çıkmayı ve gezmeyi çok seviyoruz. Dış kapıyı görünce seviniyoruz. Alkış yapmayı çok seviyoruz. Ve keyifli olduğumuzda sürekli alkış yapıyoruz. Tel sara yı baya bir öğrendik ama arada alkşla karıştırıyoruz. Gülmeyi çok seviyoruz ve o kadar güzel kahkahalar atıyoruz ki en üzgün zamanınızda bile size tüm sıkıntınızı unutturabilir.

Çalışan anne olmak zor vesselam. Uykusuzsun, işlerin yetişmiyor, ama her şeye bedel bir yanı var anneliğin. Hele de mutlu bir yuvanız varsa işte her türlü zorluğun üstesinden gelinir... Herkese bebişleriyle uzuuuuun ömürler ve mutlu günler...
Sevgiyle...




6 yorum:

  1. maşallah bebişe:) bebişlerle zaman su gibi geçiyor değil mi? çalışan anne olarak benimde yakındığım çok şey var ama onların bir gülüşü, sevgi dolu bir bakışları herşeye değer:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. kesinlikle her şeye değer esracığım. Zor, sabır istiyor ama bir o kadar da keyifli. Hele sana olan düşkünlüğünü gördükçe insanın yaşamak için sebep aramasına hiç gerek kalmıyor.
      sevgiyle...

      Sil
  2. değil mi yaa oda büyümüşte insan içine çıkar olmuş artık kurban olurum balıma.zor sedoş hem çalışan olmak hem anne olmak ama yürüyor işte bir şekilde canım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sorma edoşummm insan içine çıkıyoruz artık. Aynen öyle canım Allah'ın gücü herhalde yürüyor bir şekilde ama sen de anlamıyorsun nasıl yürüdüğünü. Az önce iş arkadaşımla konuştuk eskiden sabah kalkar hazırlanır gelirdim zor yetişirdim işe. Şimdi kalkıyorum Dossa yı doyuruyorum, altını alıyorum kahvaltı hazırla ye topla, ortalığı topla hazırlan ve çık. Bu nasıl oluyor, ilginç değil mi? Çıtır çerezimi öp benim için annesi.
      Sevgiyle...

      Sil
  3. oyyyyy maşallah bu meleğe :) Rabbim bağışlasın size inş. bende evlenip yuva kurunca böyle bi pıtırcığım olsun isterim :)

    YanıtlaSil
  4. Çok çok teşekkür ederim bu içten yorumunuza. Allah'ım size de nasip etsin gönlünüzde yatan kuzucuğu :)

    YanıtlaSil